Ortağım Serda ile Karaköy’de vapur iskelesine doğru yürüyoruz. Heyecanlıyız çünkü Mümkün Kitap’la ilgili yine bir “ilk” deneyim yaşamışız, işi başarmışız, rahatlamışız, vapurda keyif süreceğiz. Kapılar kapanmadan yetişmek için koşmaya başlıyoruz ve kalkmak üzere olan vapurun Üsküdar’a gittiğini öğreniyoruz. Bana ters ama Serda için büyük kolaylık. Saniyeler içinde ona, “Hadi sen git, konuşuruz” diyorum. “Gideyim mi?” diyor tekrar, “Git git” diyorum. Serda kapıdan geçiyor, kapılar kapanıyor ve ben de oturup kendi vapurumu beklemeye başlıyorum. Hemen telefonlaşmıyoruz, mesajlaşmıyoruz, günün kalanında kendi işimize gücümüze doğru akıyoruz. Tüm doğallığımızla…
Birkaç saat sonra Serda beni başka bir şey içi aradığında, “Ortim nasıl çat diye ayrıldık iskelede. Her şeyi işaret kabul edenlerden biri bizi görse hemen ilişkimizi yorumlamaya başlardı. Konforunuz söz konusu olunca nasıl da birbirinizi ortada bırakıveriyorsunuz falan derdi herhalde” diyor. Çok gülüyoruz. Hele bir de yıllar sonra, hayat bu ya, yollarımız ayrıldı diyelim, “Ben ta o gün anlamıştım sizin bir gün ayrılacağınızı” da diyebilirler deyip daha da çok gülüyoruz.
Bu yorum aklımıza nereden geldi? Çünkü benzer durumlar yaşandı, yaşanıyor, yaşanacak. Gülüyoruz gülmesine de aslında hiç komik değil.
Devamını mumkundergi.com adresinden okuyabilirsiniz.




Yorum yapmak ister misin?