Bu öykü, ortağım Serda Kranda Kapucuoğlu’nun 6 Kelime Öykü Atölyesinde yazıldı.
Kayahan’ın ölümünün hayatımı bu kadar etkileyeceğini nerden bilebilirdim ki? Nicedir duymuyordum onu. En büyük hayranı annem de dinlemiyordu bir süredir. Sesini, şarkı sözlerini, bir zamanlar görüp de çok beğendiğim ilk kızını, bu kız onda ne buldu dediğimiz damadını, magazine düşen vokalisti ile evleniyor haberlerini, sonra nikahlarını, Nilüfer ile dargınlıklarını… Hiçbiri aklımın ucundan bile geçmemişti yıllardır. Ben nasıl Kayahan’ın hayatında hiç olmamış biriysem Kayahan da benim hayatımda olmamış gibi olmuştu.
Ancak onun bana geri dönüşü öldüğü gün değil, ondan üç gün öncesine denk geldi. Yine uzun bir mart ayının son günlerinde gidip şu evi havalandırayım demiş, annemin tüm itirazlarına rağmen bir sabah erkenden arabama atlayıp yazlığın yolunu tutmuştum. Annem her sene ilk gidişimizin birlikte olmasını istese de ben bütün bir yaz boyunca sahip olamayacağım o yalnız bir haftanın tadını çıkarmak istiyordum. Bunu anneme doğrudan söylersem üzülür diye, sen yorulma, önden çok iş yapıyorum diyordum. Biraz doğruluk payı olsa da ben daha çok verandada sakince oturup uzaklara bakıyor, biraz kitap okuyor, biraz evin arkasında yükselen ve yapısı itibariyle yeni ev inşa edilmesine izin vermeyen tepelere doğru yürüyor ve gün batımında da içeri girip elektrik sobasını yakıyor, köye hâkim penceremizin önünde mutlaka en az bir kadeh cin tonik içiyordum. Bu sefer de planım buydu.
Devamını mumkundergi.com adresinden okuyabilirsiniz.




Yorum yapmak ister misin?